Necip Tosun: Günümüz Edebiyat Ortamının Görünümü

Edebiyatın sadece edebiyat olarak algılanmadığı tuhaf bir döneme tanıklık etmekteyiz. Günümüzde kimi yazarlar için ortaya iyi bir ürün koymak başlı başına bir anlam ifade etmemekte. Yazar, o ürünün de önüne geçerek, onun üstüne basarak kendini takdim etmek istemekte. Bunun için de bir siyasete, bir “yazar siyaseti”ne başvurmakta.

Yazar siyasetinin ilk adımı bir “imge” yaratmak. Yazdıklarını aşan, onu örten, ondan daha farklı bir imge. Yazı daha geri planda. Yapılan her şey bu imgeyi parlatmak ve takdim etmek için. Yazar imgesi belli olduktan sonra yazar yaptığı her işte, her davranışında, bu imgenin peşinden gitmekte, onun gereklerini yerine getirmekte.

Tomris Uyar, 1960’ların edebiyat ortamını ve Turgut Uyar, Edip Can­sever, Ülkü Tamer, Cemal Süreya arasındaki ilişkileri anlatırken ilginç tespitlerde bulunur: “Birbirlerinin güzel bir şiirini gördüler mi, mut­laka söz etmek vardı -o zaman şim­diki gibi ‘ben daha iyiyim, o daha iyi’ tartışması hiç yoktu. Herkes ne yaptığını çok iyi bilirdi. Bu, hikâye için de böyleydi, şiir için de böyleydi. Yani Edip güzel bir şey yazmışsa çok sevinilir, Turgut iyi bir şiir yazmışsa –hiç unutmam, Ahd-i Atik’i yazdığı zaman, Edip ona bir telgraf çekmiş gece yarısı. Yani böyle duygudaşlık vardı.”

Uyar, söz konusu söyleşisinde, “her­kes ne yaptığını çok iyi bilirdi,” di­yor. Aslında işin temeli biraz da bu­rada düğümleniyor. Yaptığımız işi fark edememek çok önemli bir arıza. Yaptığımız işin edebiyat dünyasında neye tekabül ettiğini bilirsek her şey çözülür. Ama hiçbirimiz kendimizi test etmeye, sınamaya yanaşmıyo­ruz. Çünkü yaptığımız iş her şeyden münezzeh. Elbette insanın yazdığı şeylerin okura ulaşması için çaba gös­termesi anlaşılabilir bir şeydir. Ancak yazdığı şeylerin insanlara ulaşma kay­gısını duymak ayrı, ortaya koyduğu üründen daha değerli olma çabası ayrı bir şeydir. Bu anlamda yazar, ortaya koyduğu ürününün değerin­den daha büyük bir değer görmesi­ni arzuluyor. Oysa edebiyat gücünü ve değerini bizatihi kendisinden alır. Başka hiçbir girişim bir eserin değeri­ni artırmaya yetmez. Yazar isterse hiç manşetlerden inmesin. Eser değersiz­se bu çabalar nafiledir. Günümüzde her alanda yaşanan, “görünme”, “altı çizilme”, “fark edilme” hastalığının edebiyatta da nüksettiğini görüyo­ruz. Ne var ki edebiyat gelip geçici bir heves değildir. Karşılığında bir ömür ister.

Yazının tamamını İtibar’ın Mayıs sayısında okuyabilirsiniz.

Reklamlar